Mustafa Özbakır
Kabuklarımla Bir Meyve miyim Yara mı?
31 Ocak - 28 Şubat 2026
Kun Art Space | Adana

Mustafa Özbakır’ın resimleri, tanıdık yüzler, ezberlenmiş dizeler ve bildiğimiz ama
unuttuğumuz anlar eşliğinde, sanatçının kendisine sorduğu sorudan bize yanaşıyor;
gözlerimize tutturduğu hüzünle bizim yaramızın kabuğunu da kaldırarak…
Özbakır, yapay bir melankoli inşasına kaçmadan bu kabuğukaldırmayı deniyor.
Yüzler ve bedenler dramatik bir zirveyeyerleşmez; bir hikâyenin içinden geçip
gelmiş, üstüne toz sinmiş, söz değmiş gibidir. Bir sanat tarihçisi için bu resim dili ister
istemez portre geleneğine kıvrılır: Rembrandt’ın otoportrelerindeki zamanla aşınmış
hakikat duygusu, Caravaggio’nun karanlıktan çekip alan ışığı, Géricault’nun insan
yüzünü toplumsal bir yaraya dönüştürmesi… Bu isimleri anmak, Özbakır’ı bir “usta
listesine” eklemek için değil; yüzü estetik bir nesnenin ötesinde, bir tanıklık
yüzeyi olarak okuyabilmek içindir.
Bu sergiyle Özbakır bizi bir aynanın önüne değil, bir sisin içine bırakır. O sisin içinde
kendimizi ararken, meyvenin tadıyla yaranın sızısının aynı kökten beslendiğini fark
ederiz. Sanatçının paleti dünyayı netleştirmez; bakışı derinleştirir.
Sisler arasında bedenle ağaç gövdesi, tenle kabuk, meyvenin sulu içiyle gözyaşının
tuzu birbirine dolanır. Yaranın kabuğu meyvenin çekirdeğine dönüştüğünde, ışık bir
sızıntı olmaktan çıkar; maddenin içine çökmüş ağır bir sessizliğe dönüşür.
Özbakır’ın tuvallerinde yüz artık bir temsil alanı değil, zamanın biriktiği bir hafıza
duvarıdır. Sis nesneleri belirsizleştirmez; onları özlerine, kaskatı ve saf
mevcudiyetlerine hapseder. Kabuk burada yalnızca eti örten bir deri değil, varlığın
trajedisini saklayan sert bir zarf, bir yapı taşıdır.
İnsan bu sisin içinden geçerken, bir meyvenin çekirdeğine dönüşü gibi, kendi
sızısının en sağlam mimarisiyle karşılaşır. Ve bu sızının kaynağı, kabuğun altındaki o
parçalanmaz hakikati avucunda tutabilme cesaretidir.
Nazlı Pektaş
























